Hacamat oldum 2

Pazar günü ikinci hacamatımı oldum. İlk yazımda belirttiğim klinikte anlattığım teknikle belime dört tane kupa vuruldu. İlk yaptırdığımdan farklı olarak bu sefer çıkan kanda bir miktar iltihap/ödem ve gaz vardı. Bazı insanlarda olabiliyormuş. Çok detayına inemedik ayrıca hastanede kan tahlili yaptıracağım. Normalde kanımda olmaması gereken şeylerin dışarı çıkmış olması beni baya rahatlattı.

Hacamat anındaki hissettiklerim önceki ile aynıydı acı felan olmadı. Hacamat sonrası ise, bel bölgesinin günlük hayattaki oturma kalkma eylemlerinde sırttan daha çok baskıya maruz kalmasından ve bandajların takılı olduğu yirmi dört saatlik sürede bandajların vücudumdaki tüyleri çekiştirmesinden dolayı bir miktar daha nazlı geçti.

İlk yazımı hacamat olduktan bir gün sonra etkilerini çok gözlemleyemeden yazmıştım. Şimdi hayatıma yansıması ile ilgili daha net bilgiler verebiliyorum. Hacamat olmamdan dolayı hiç pişman değilim aksine beni ziyadesiyle mutlu etti. Hele ikincisinden sonraki pazartesi ve salı baya kafam güzel halde gezdim. Eskiden sırtımın ve belimin varlığının farkındaydım şimdi sanki bu uzuvlarım yok gibi. Vücudumdan büyük bir ağırlık kalkmış gibi hissediyorum. Bel ağrılarım fark edilir şekilde azaldı. Sabah uyanmamı da kolaylaştırdı.

Kısacası herhangi bir zararını görmedim ama faydası bol oldu. Bu hafta nasipse bir seans daha yaptıracağım oda boyun bölgesine olacak. Onun ardından da ürtiker için bir seans da sülük tedavisi önerdi doktor onu da yaptırmaya niyetliyim. Seanslar bittikten sonrada yılda 1-2 kez yaptırmayı düşünüyorum. Tavsiye ederim.

Hacamat oldum

Dün yıllardır ara sıra deyim olarak kullandığım şeyi yaptım. Hacamat oldum. Hanımın ısrarı üzerine kayınvalidemle birlikte 3 kişi Altunizadede bulunan Dr. Turanşah Tümer’in ofis-kliniğine gittik. Önce bir ön muayeneden geçtik. Doktor neyim olduğunu sordu, ben bunları saydım: Bel ağrısı, ürtiker, egzama, reflü, karaciğer yağlanması. Aynı şekilde annem ile hanıma da sordu. Hepimize 3er seans hacamat bana üstüne de sülük tedavisi önerdi. Tamam deyip ilk hacamat için bir odaya geçtik.

Sırtıma 5 adet cam kavanozu içlerinde pamuk tutuşturularak yapıştırıldı. Kavanozlardaki oksijenin azalmasıyla derim kavanozun içine doğru çekildi. Bu şekilde yaklaşık 7-8 dk bekledim. Görüntüyü göremesemde bol miktarda şişme ve morarma olduğunu tahmin ediyorum. Bu noktaya kadar herhangi bir acı hissetmedim. Ardından kavanozlar sırtımdan ayrıldı. Doktor neşter benzeri bir kesici ile şişkinliklerin üzerine küçük kesikler attı. Bu kesiklerin atılışını hissettim ama bu da acı vermedi. Peşine cam kavanozlar gene aynı şekilde aynı yerlere tutturuldu. Sol omzumun üstüne yattım ve beklemeye başladım. Bi 7-8 dk da bu aşamada bekledim. Gene herhangi bir acı hissetmedim. Ardından doktar kupaları kanlar içinde kalacak şekilde sırtımdan söktü. Kupaların içerisindeki muhallebi kıvamındaki koyu renkli kanımı görünce, vücudumdan böyle bir şey çıktığı için rahatlamış hissettim kendimi. Peşine kesiklerin üstü bandajlandı ve araç kullanarak eve geldim.

Ertesi sabah yani bugün bandajları çıkarttık tek acıyan yer bantların derimden sökülme anı oldu. Şu an doktora söylemediğim ani hareketlerde oluşan kasılma öncesi sırt ağrılarım tamamen yok oldu. Sırtımdan bir yük kalkmış gibi hissettim. 2 seans daha devam edip bel ve boyun bölgemede yaptıracağım. Onların da olumlu etkisinin olacağına inanıyorum.

Başlangıçta çok şüpheyle baksamda gerek doktordan gerekse yöntemden memnun kaldım. Gittiğimiz yerde de kullanılan aparatların tek kullanımlık olduğunu ve hijyene gereken önemin verildiğini gördüm. Doktorun diplomasını da görmek rahatlattı. Peygamberimizinde yaptırdığını, bir çok kültürde çok eskilerden beri var olduğunu da öğrendim. Gelişmeleri ve izlenimlerimi yazmaya çalışacağım.

Ne yapacağız?

Ülkenin göbeğinde bomba patlıyor. Rastgele, masum siviller canını kaybediyor. Ve bu olay tekrarlanıyor. Tedirginlik baş gösteriyor.

Ekonomimiz gittikçe kötüye gidiyor. İnsanları beton yapmaya teşvik eden ekonomik bir model kullanıyoruz.

Üretmiyoruz. Çılgınlar gibi, hesapsız, kitapsız, umarsızca tüketiyoruz. Üretmeye, emeğe, işçiliğe değer vermiyoruz.

Liselerdeki ortaokullardaki çocuklar uyuşturucu kullanıyor.

Gençlerimizde müthiş bir tembellik var çalışmayı enayilik olarak görüyorlar.

Çok vahim bir ahlak sorunumuz var. Tecavüz vakalarını artık sıradan olaylar olarak görüyoruz.

Düşünmüyoruz. Sorgulama yapmıyoruz. Saçma sapan tv programlarıyla beynimizi yok ediyor, aptallaşıyoruz. Kafamızı kullanmıyoruz, zeka seviyemiz gittikçe düşüyor.

Okumuyoruz. Okumayı bir ihtiyaç olarak görmüyoruz.

Çok kötü bir eğitim sistemimiz var. İlköğretimde okuma yazma bilmeyen, lisede hocasıyla alay eden öğrencilerin olması artık şaşırtmıyor. Üniversitede hocalar kendi öğrenciliklerinde öğrendiklerini anlatıyorlar. Kişisel gelişim yapmıyor, günceli takip etmiyorlar.

İnandığımız din ile ilgili fikrimiz yok. Kuran okumuyoruz. Cemaatler üzerinden Allah’a inanmaya çalışıyoruz.. Sağlıklı şekilde idrak edilememiş, rol model üzerine kurulu bu düzende toplum kimin arkasından gideceğini belirleyemiyor. Hocalar birbirlerinin fikirlerini ağır şekilde reddediyor. Hepsi aynı dine inanıyor ama hangisi doğru bilemiyoruz.

Ekonomi, güvenlik, ahlak, din, eğitim.. Neresinden tutmaya çalışsak ülke elimizde kalıyor. Tamam bu düzgün, burdan yürüyüp eksiklerimizi giderelim diyebileceğimiz bir şey gelmiyor aklımıza. Heyecanımızı, umudumuzu kaybediyoruz.

Bu buhrandan çıkıp toparlanmalı, birşeyleri değiştirmeliyiz. Üretmek, okumak, düşünmek, yazmak, sorgulamak kavramları hızlı bir şekilde hayatımızda yer edinmeli. Çalışmayı bir iş olarak, kişisel gelişimi de iş hayatı için bir ihtiyaç olarak görmeyip hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz.

Hayatımızın her parçasında düzeltmemiz gereken yerler var ve zaman beklemeye tahammül edilemeyecek hızda akıp gidiyor.

Değişim için yarını beklemek, değişimin sebeplerinin değişmesine sebebiyet verebilir.