Baba.

Bundan tam 5 ay önce (kızım henüz dünyaya gelmeden) başıma gelecekleri az çok kestirdiğimden, kendimi motive etmesi için çeşitli hedefler koymuştum. İçerik üretmek ile ilgili bu hedefleri bırakın gerçekleştirmeyi yanına bile yaklaşamadım. Yazı yazmayı unuttum desem bile yeridir.

İçine düştüğüm durum, hedeflerimi gerçekleştirememenin çok ötesindeydi. Hayatımın en büyük travmasını yaşıyordum. Artık kitap okuyamıyor, video izleyemiyor, gezmeye gidemiyor, misafir kabul edemiyor, dışarıda yemek yiyemiyor, kendime hiç zaman ayıramıyordum. İş dışındaki zamanım mama, gaz, bez, uyutma ve ev işleri anahtar kelimelerinin arasında geçiyordu. Göbeğim ilk defa bir işe yaramış kızıma taht olmuştu. Koridorda kızımı gezdirmek, arabaya sürülen katırların hayatlarını anlamamı sağlatmıştı.

Şu zaman geçer, bundan oldu, şöyle düzelecek diyerek kendimi avuttum, gerçekle yüzleşmeyi sürekli erteledim. Bir müddet sonra çırpınmayı bıraktım ve durumu kabullendim. Evet, ailem artık 3 kişiydi. Ve hayatımız birdaha eskisine benzemeyecek şekilde tamamen değişmişti. Bir yakınımın evlilikten ve çocuktan sonra hayatın değişmesinin kıyaslanamayacak kadar farklı olduğunu söylediği günler geldi aklıma. Farklı olacağını düşünüyordum ama bu kadarını da değil.

Bu hazırlıklı olduğunu sanıp hazırlıksız yakalandığım süreçte yeni yeni kendime gelebiliyorum. Şokun etkisinin geçmesi ile birlikte tüm gelecek planlarımı, günlük yaşatımı update etmeye, hayatımı hackleyerek kendime zaman ayırmaya çalışıyorum. Bu şekilde fırsat kollayarak yaşamaktan da farklı bir keyif almaya başladım desem yeridir. 🙂

Yaşadığım bunca türbülansa ve çok taze bir baba olmama rağmen rağmen diyebiliyorum ki, çocuk sahibi olmak, çocuğunuzun bir gülümsemesi ile tüm sıkıntıları unuttuğunuz mucizevi bir olay. Büyümesini gözlemlemeniz, sizinle olan etkileşimleri, yeri geldiğinde ağlaması bile başka hiç bir şeyden alamayacağınız bir keyif veriyor. Ve bu keyif herşeye değiyor.

Hayatımıza hoşgeldin güzel Zeynebim. İyiki geldin. Çok şükür.