Bu gençlikte iş var, peki ya zenginlerde?

Bugün Tüsiad tarafından düzenlenen Bu Gençlikte İş Var isimli yarışmanın finali yapıldı. Aşağıdaki fotoğrafı görünce birşeyler söylemek istedim.

http://tusiad.org/tr/ den alınmıştır.
http://tusiad.org/tr/ den alınmıştır.

Bu fotoğrafı tek bir kelime ile tanımlarsanız ne derdiniz? Sevinç mi, mutluluk mu, başarı mı? Benim için bu fotoğrafın tek bir anlamı var, koca bir ‘dram’.

Ülkenin en zengin işadamlarının üyesi olduğu Tüsiad, genç girişimcileri desteklemek adına bir yarışma açıyor. Birçok farklı kanalda yarışmanın duyurusu yapılıyor. Bir sürü proje yarışmaya başvuruyor. Ön elemeler, online eğitimler, kamplar, rehberler derken final yapılıyor. Canavar gibi projelerin içerisinden ilk 3 belirleniyor ve ödüllendiriliyor. Ödül olarak ne mi veriliyor? Birinciye 75 Bin TL, ikinciye 50 Bin TL, üçüncüye 25 Bin TL.

Bu paralarla ne yapabilirsiniz? Bu ödüller, al bu parayı gez toz eğlen diye değilde senin projen çok güzel al bunu ticarileşirken kullan diye veriliyor sanıyorum. Bu paralarla ne kadar ömrü olabilecek bir şirket kuracağınızı düşünüyorsunuz? Ofis kirasından, demirbaşlardan, maaşlardan, vergiden, sskdan, geçinmekten hiç mi haberi yok bu insanların? Neye yetecek bu paralar?

Bu kadar şaşalı ve büyük bir yarışma organize ediliyor. Karşılığında verilen bu ödüller size de komik gelmiyor mu? Bana öyle geliyor ki, sadece yarışmanın organizasyonu için ödüllerin toplamından çok daha fazla para harcanmıştır. Ödülleri verenlerin 1 aylık maaşları bile verilen ödüllerden fazladır.

Elbette bu tarz yarışmaların gençlere katkısı sadece para değil. Süreçten elde ettikleri kazanımlar paradan çok daha değerli bunun farkındayım. Ama bu kazanımları kullanabilmeleri için paraya ihtiyaçları var. Ülkemizde zaten girişimci olmak, para bulmak zor iken, bankacılık sistemleri, mevzuatlar girişimciliğe uygun değilken neden bu desteklerin maddi kısımları bu kadar sınırlı tutuluyor? Sadece yarışmalar için söylemiyorum, devlet destekleri, melek yatırımcılar hepsi bunun içinde.

Değerli genç girişimci arkadaşlar kendinizi ülkemizde destek toplamak için heba etmeyin. Yurtdışını olduğundan uzak görmeyin. Yapay korku duvarları inşa etmeyin. Emin olun ülkemizde hayal bile edemeyeceğiniz maddi destekleri yurtdışında çok daha rahat bulabilirsiniz. Binbir uğraşınızın ardından size verilen, veren için çok komik miktarlardaki maddi desteklerede bu kadar çok sevinmeyin.

Allah tüm girişimcilerin yardımcısı olsun.

 

Zor müşteri anıları 1

Firma olarak en büyük hassasiyetlerimizden biri gelen siparişleri aynı gün kargoya vermek. Ekibimiz gün içerisinde bunun için harıl harıl çalışıyor. 3700 çeşit üründe her gün yüzlerce sipariş için bu desteği sunmak elbette kolay olmuyor. Tertipli ve düzenli bir sistem kurup çalıştırmamız gerekiyor. Bu rutini sürekli olarak gerçekleştirebilmeyi de sistemi zora sokacak şeyleri yapmayarak sağlıyoruz. Gelen siparişler için birleştirme, değiştirme ve ekleme işlemlerini bu yüzden sağlayamıyoruz. Bu talepler genel olarak ekleme şeklinde oluyor. Ve biz bunu yapıyoruz dediğimizde şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz.

Günde 5-10 defa siparişime ekleme yapmak istiyorum şeklinde talep alıyoruz. Gelen her talep için, tüm sipariş akışı durduruluyor, yüzlerce sipariş arasından eski sipariş bulunuyor, paket açılıyor, talep edilen ürünlerin stok düşümü kontrol ediliyor, pakete ekleniyor, yeniden paketleniyor, faturası muhasebeye gönderiliyor, muhasebede gerekli revizeler yapılıyor, fazladan ödenen kargo ücreti varsa iade ediliyor, ekleme yaptığı sipariş için çıkan kargo kaydı iptal ediliyor, muhasebeden gelen revize fatura siparişe ekleniyor, ve tekrar paketleniyor. Bu işlem, gelen tüm ekleme talepleri için tekrarlanıyor.

Her gün 15:00′ dan önce gelen siparişleri 17:00′ a kadar yetiştirmek için canla başla çalışan ekip için bu ekleme işlemi zulüm haline geliyor. Bu eklemelerden dolayı hata oranı artıyor, siparişleri yetiştirememe riski artıyor. Tam her şeyi hallettik siparişler bitti rahatladık derken hop sipariş ayıklamaya başlıyoruz, moral bozucu motivasyon kırıcı da oluyor.  Tüm bunları yaşayıp ciddi sıkıntılar çektiğimiz için bu işi sistemi zora sokmayacak şekilde yapana kadar yapmama kararı aldık. Müşterilerimize de şu şekilde açıklama yapıyoruz. Tüm müşterilerimizin siparişini söz verdiğimiz şekilde hazırayabilmek için siparişlerde ekleme, çıkartma, değişim yapamıyoruz.

Bu durum elbette böyle devam etmeyecek bu ekleme çıkarma değişim işlemlerini sistemi zora sokmadan halledecek yeni bir sistem üzerinde de çalışıyoruz, onu da boşlamış değiliz.

Bu detaylı ön tanıtımın ardından dün aldığımız bir müşteri tepkisini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir müşterimiz sipariş veriyor ve siparişine 4 adet ürün eklemeyi unutuyor, ürünlerin toplam değeri 8 TL civarında. Bize şöyle bir twit atıyor: Robotistan sipariş verirken sepetime ürün eklemeyi unutmuşum, şu ürünleri de pakete ekleyip hediye edin bari 🙂 

Bizde cevap olarak: Maalesef siparişleri hatasız ve hızlı çıkarabilmek için birleştirme, değiştirme ve ekleme yapamıyoruz 🙁  twitini atıyoruz.

Ardından müşteriden şu iki twit geliyor:

telefonla arayınca fark ettim. 3-5 TL ürün eklemek için 5 TL kargo parası vermek saçmalık. Hem de perpadan perpaya gönderim için

bu nedenle en sevdiğim sitelerden birisi olmanıza rağmen artık kesinlikle alışveriş yapmayacağım ve öğrencilerime önermeyeceğim.

Yaptığımız işi çok fazla sevmemize rağmen böyle olaylar olunca yıkılıyoruz. Tüm ekibin enerjisi bir anda bitiveriyor. Tüm uğraşlarımız emeklerimiz o an boş bir uğraşmış gibi geliyor.

Sağolsun müşterimiz iki twitte bir sürü noktaya değinmiş.

Burada bizim neden siparişe ekleme yapamadığımızı yukarıda yazdım bunun ekleme yapılacak ürünlerin maddi karşılığı ile bir ilgisi yok. 149 TL lik bir ürün eklemek istese de biz aynı tepkiyi veriyoruz. Onu geçtim 150 TL nin üzerinde iki siparişi olan müşterilerin siparişlerini de birleştirmiyoruz. (iki kargonun da ücretini biz ödüyoruz)

Sipariş hazırlama hengamemizin içerisinde yüzlerce siparişin adresini tek tek kontrol edip içinde perpa’dan gelen varmı diye ayıklama yapma imkanımız da yok. Velev ki ayıkladık diyelim, bizim işimiz kapı kapı gezip teslimat yapmak değil. Bu yüzden kargolar ile çalışıyoruz.

Müşterimiz ekleme yapamıyoruz dememize rağmen hala 3-5 TL ürün eklemek için 5 TL kargo parası vermek saçmalık diyor. Ne diyebilirsiniz ki bu duruma? Bir kere o ekleme değil ayrı bir sipariş. Biz, o 3-5 TL lik siparişleri hazırlarken, 0,2 TL lik siparişe bile fatura keserken, kutularken paketlerken hiç gocunmuyoruz. O 5 TL de sanki bizim cebimize giriyor direkt kargoya veriyoruz.

Birde hediye mevzusu var. Bir insan başka birisinden bana bunu hediye et nasıl der? Demek ki müşterimiz bizi kendisine çok yakın hissetmiş ki böyle bir talepte bulunabiliyor, ne güzel. (bu talebin sosyal medyadan, herkesin gördüğü bir ortamdan geldiğini unutmamak gerek) Biz bu hediyeyi versek ne olur biliyormusunuz. Bir anda bana neden hediye vermediniz yada bana da hediye verin diye twit atan yüzlerce haklı müşteriyi karşımızda buluruz. Biz tüm müşterilere adaletli şekilde aynı hizmeti sunmaya çalışıyoruz. Gönlümüzden bir şey kopar destek oluruz başka şeyler yaparız o ayrı. Ama her talebe aynı şekilde karşılık vermemiz gerekiyor. Biri hediye istedi verdik öbürü isteyince vermeyince ne diyeceksiniz? Bunun hediyenin maddi karşılığı ile bir alakasının olmadığı yeterince anlaşılırdır umarım.

Durum bizim tarafımızda bu kadar net ve normal iken müşterimiz son twitinde dediği en sevdiğim sitelerden birisi olmanıza rağmen artık kesinlikle alışveriş yapmayacağım ve öğrencilerime önermeyeceğim sözü ile bizi uzay boşluğuna gönderiyor.

Bu örnek ilk de değil, her hafta bir kaç defa böyle şeyler yaşıyoruz ve bize çok ters şeyler olduğu için alışabilmiş de değiliz. Müşterilerimiz taleplerinin bizim tarafımızda nelere sebebiyet verdiğini düşünmeden istiyorlar ve ne yazık ki bizleri üzüyorlar.

Türkiye’de iyi ticaret yapmak çok zor ama pes etmeyeceğiz.

Mağarada yaşamak

Bu yazıyı 6 gün önce bitirmek için kendime ve Fırat kardeşime söz vermiştim. Bitiremedim. Umarım kendisini hayal kırıklığına uğratmamışımdır. 6 gündür kafamda tüm kısımlarını oturtmama rağmen yazıyı tamamlayamamış olmamın sebebi elbette belli, çağımızın hastalığı: yoğunluk.

Son zamanlarda temas kurduğum kişilerin bir çoğu yoğunluktan dert yanıyor. Herkesin farklı bir telaşesi var. Biz de kendi işimizde ziyadesiyle yoğun bir tempoda çalışıyoruz. Çok şükür yaptığımız işten keyif alıyoruz ve fazla çalışmak bizleri çok yormuyor.

4-5 ay öncesine kadar da gene yoğun çalıştığımdan lüzumsuz işlere pek zaman ayıran biri değildim. Benim için en büyük keyif ailemle geçirdiğim zamanın yanında işimizde çeşitli başarılar elde etmekti. İşim gereği de sürekli yeni fikir ve projelerle uğraştığımdan başarılı olabilmek için belli alanlara yoğunlaşıp sıkı şekilde çalışmam gerekiyordu. Ben bu çalışma dönemlerimi kendi tabirimle “mağarada yaşamak” olarak isimlendiriyordum. Sonra işlerin artmasıyla bu dönemlerde arttı ve artık mağarada yaşamak benim için bir yaşam biçimi haline geldi. Bu süreçte işe verdiğim zamanın çok fazla artması ve evlililiğin getirdiği sorumluluklar ile kendime hiç zaman ayıramaz oldum. Giderek yaşamaktan aldığım keyif azaldı, huzursuz oldum, hemen toparlanmaya çalıştım. Kendimce zaman yönetimimi, mağarada yaşama kurallarımı revize ettim. Şu an çok şükür keyifli şekilde sürdürüyorum hayatımı.

Bu doğrultuda sizlere mağarada yaşamak için neler yaptığımdam bahsedeceğim.

-Her şeyden önemlisi erken kalkmak. 05:45 de kalkıyorum. (daha da erkene çekmeye çalışıyorum) Eğer erken kalkmayan birisi iseniz erken kalkmaya başladığınızda gününüzün nasıl daha verimli geçtiğini görecek ve geçmişe dair türlü pişmanlıklar yaşayacaksınız.

-Uyandıktan ve kendime geldikten hemen sonra 45 dk kendime zaman ayırıyorum. Her gün düzenli yapmak istediğim şeyleri bu zamanda en dinlenmiş anımda, şehir daha sessizken yapıyorum.

-İş yerimdeki mesaiyi esnetebildiğim için sabah erken gidip akşam erken çıkmaya çalışıyorum bu bana trafikte az kalmaktan dolayı günde 1 saat kazandırıyor. Üstüne 1 saat fazladan trafikte durmadığım için daha az yorgun oluyorum. Bu 1 saati evde çalışarak değerlendiriyorum.

-Televizyon izlemiyorum. Evde zaten televizyon yok. Bununla birlikte takip ettiğim yerli yada yabancı bir dizi de yok. Belki bazı dizilerin internetten izlenmesini kabul edebilirim ama kesinlikle tv izlenmesine karşıyım. Televizyonun insanın zekasını, düşünme ve sorgulama kabiliyetini törpülediğine inanıyorum.

-Sosyal medyayı ölmeyecek kadar kullanıyorum. Twitter ve LinkedIn dışında kullandığım bir platform yok. LinkedIn’e haftada bir giriyorum. Twitterdan da genel gündeme bakıyorum.

-Bilgi kaynaklarının temizliğinden duyduğum şüpheden ve saçma sapan tıklama haberciliği yapmalarından dolayı haber sitelerine çok nadiren giriyorum.

-Kalan vakitlerimde önceliği aileme veriyorum. Oradan kalırsa da vaktimi faydalı şeyler okuyup izlemeye, düşünmeye ve çalışmaya ayırıyorum.

-Mümkün olduğunca erken yatmaya, uykumu olumsuz şekilde etkileyecek atraksiyonlara girmemeye çalışıyorum.

-Hafta sonları mutlaka az da olsa ailemle dışarı çıkıp gezmeyi ve 1 film izlemeyi atlamamaya çalışıyorum.

Genel olarak aklıma gelenleri yazdım, bundan sonra de gelirse severek revize ederim. Tabi bu yazdıklarım haricinde de birçok şey yapıyorum ama bu konuda önemli olarak gördüklerim bunlar. Bu yazdıklarım belki bir çok kişiyi ürkütebilir, zor veya saçma gelebilir. Ama bir şeyler düşünmenin, üretmenin tadını alan, bir şeylere inanan insanların bu hayattan, diğer insanlara göre yaptıklarından ötürü daha fazla kalıcı keyif aldığına inanıyorum. Umarım o insanlardan oluruz.

Zaman yönetimi ve bir çok faydalı konuda iyi bilgi alabileceğiniz http://barisozcan.com/ http://firatdemirel.com/ Başka Bir Şey sitelerine mutlaka göz atmanızı tavsiye ediyorum.

Mağaradan selamlar.

Hacamat oldum 2

Pazar günü ikinci hacamatımı oldum. İlk yazımda belirttiğim klinikte anlattığım teknikle belime dört tane kupa vuruldu. İlk yaptırdığımdan farklı olarak bu sefer çıkan kanda bir miktar iltihap/ödem ve gaz vardı. Bazı insanlarda olabiliyormuş. Çok detayına inemedik ayrıca hastanede kan tahlili yaptıracağım. Normalde kanımda olmaması gereken şeylerin dışarı çıkmış olması beni baya rahatlattı.

Hacamat anındaki hissettiklerim önceki ile aynıydı acı felan olmadı. Hacamat sonrası ise, bel bölgesinin günlük hayattaki oturma kalkma eylemlerinde sırttan daha çok baskıya maruz kalmasından ve bandajların takılı olduğu yirmi dört saatlik sürede bandajların vücudumdaki tüyleri çekiştirmesinden dolayı bir miktar daha nazlı geçti.

İlk yazımı hacamat olduktan bir gün sonra etkilerini çok gözlemleyemeden yazmıştım. Şimdi hayatıma yansıması ile ilgili daha net bilgiler verebiliyorum. Hacamat olmamdan dolayı hiç pişman değilim aksine beni ziyadesiyle mutlu etti. Hele ikincisinden sonraki pazartesi ve salı baya kafam güzel halde gezdim. Eskiden sırtımın ve belimin varlığının farkındaydım şimdi sanki bu uzuvlarım yok gibi. Vücudumdan büyük bir ağırlık kalkmış gibi hissediyorum. Bel ağrılarım fark edilir şekilde azaldı. Sabah uyanmamı da kolaylaştırdı.

Kısacası herhangi bir zararını görmedim ama faydası bol oldu. Bu hafta nasipse bir seans daha yaptıracağım oda boyun bölgesine olacak. Onun ardından da ürtiker için bir seans da sülük tedavisi önerdi doktor onu da yaptırmaya niyetliyim. Seanslar bittikten sonrada yılda 1-2 kez yaptırmayı düşünüyorum. Tavsiye ederim.

Hacamat oldum

Dün yıllardır ara sıra deyim olarak kullandığım şeyi yaptım. Hacamat oldum. Hanımın ısrarı üzerine kayınvalidemle birlikte 3 kişi Altunizadede bulunan Dr. Turanşah Tümer’in ofis-kliniğine gittik. Önce bir ön muayeneden geçtik. Doktor neyim olduğunu sordu, ben bunları saydım: Bel ağrısı, ürtiker, egzama, reflü, karaciğer yağlanması. Aynı şekilde annem ile hanıma da sordu. Hepimize 3er seans hacamat bana üstüne de sülük tedavisi önerdi. Tamam deyip ilk hacamat için bir odaya geçtik.

Sırtıma 5 adet cam kavanozu içlerinde pamuk tutuşturularak yapıştırıldı. Kavanozlardaki oksijenin azalmasıyla derim kavanozun içine doğru çekildi. Bu şekilde yaklaşık 7-8 dk bekledim. Görüntüyü göremesemde bol miktarda şişme ve morarma olduğunu tahmin ediyorum. Bu noktaya kadar herhangi bir acı hissetmedim. Ardından kavanozlar sırtımdan ayrıldı. Doktor neşter benzeri bir kesici ile şişkinliklerin üzerine küçük kesikler attı. Bu kesiklerin atılışını hissettim ama bu da acı vermedi. Peşine cam kavanozlar gene aynı şekilde aynı yerlere tutturuldu. Sol omzumun üstüne yattım ve beklemeye başladım. Bi 7-8 dk da bu aşamada bekledim. Gene herhangi bir acı hissetmedim. Ardından doktar kupaları kanlar içinde kalacak şekilde sırtımdan söktü. Kupaların içerisindeki muhallebi kıvamındaki koyu renkli kanımı görünce, vücudumdan böyle bir şey çıktığı için rahatlamış hissettim kendimi. Peşine kesiklerin üstü bandajlandı ve araç kullanarak eve geldim.

Ertesi sabah yani bugün bandajları çıkarttık tek acıyan yer bantların derimden sökülme anı oldu. Şu an doktora söylemediğim ani hareketlerde oluşan kasılma öncesi sırt ağrılarım tamamen yok oldu. Sırtımdan bir yük kalkmış gibi hissettim. 2 seans daha devam edip bel ve boyun bölgemede yaptıracağım. Onların da olumlu etkisinin olacağına inanıyorum.

Başlangıçta çok şüpheyle baksamda gerek doktordan gerekse yöntemden memnun kaldım. Gittiğimiz yerde de kullanılan aparatların tek kullanımlık olduğunu ve hijyene gereken önemin verildiğini gördüm. Doktorun diplomasını da görmek rahatlattı. Peygamberimizinde yaptırdığını, bir çok kültürde çok eskilerden beri var olduğunu da öğrendim. Gelişmeleri ve izlenimlerimi yazmaya çalışacağım.

Ne yapacağız?

Ülkenin göbeğinde bomba patlıyor. Rastgele, masum siviller canını kaybediyor. Ve bu olay tekrarlanıyor. Tedirginlik baş gösteriyor.

Ekonomimiz gittikçe kötüye gidiyor. İnsanları beton yapmaya teşvik eden ekonomik bir model kullanıyoruz.

Üretmiyoruz. Çılgınlar gibi, hesapsız, kitapsız, umarsızca tüketiyoruz. Üretmeye, emeğe, işçiliğe değer vermiyoruz.

Liselerdeki ortaokullardaki çocuklar uyuşturucu kullanıyor.

Gençlerimizde müthiş bir tembellik var çalışmayı enayilik olarak görüyorlar.

Çok vahim bir ahlak sorunumuz var. Tecavüz vakalarını artık sıradan olaylar olarak görüyoruz.

Düşünmüyoruz. Sorgulama yapmıyoruz. Saçma sapan tv programlarıyla beynimizi yok ediyor, aptallaşıyoruz. Kafamızı kullanmıyoruz, zeka seviyemiz gittikçe düşüyor.

Okumuyoruz. Okumayı bir ihtiyaç olarak görmüyoruz.

Çok kötü bir eğitim sistemimiz var. İlköğretimde okuma yazma bilmeyen, lisede hocasıyla alay eden öğrencilerin olması artık şaşırtmıyor. Üniversitede hocalar kendi öğrenciliklerinde öğrendiklerini anlatıyorlar. Kişisel gelişim yapmıyor, günceli takip etmiyorlar.

İnandığımız din ile ilgili fikrimiz yok. Kuran okumuyoruz. Cemaatler üzerinden Allah’a inanmaya çalışıyoruz.. Sağlıklı şekilde idrak edilememiş, rol model üzerine kurulu bu düzende toplum kimin arkasından gideceğini belirleyemiyor. Hocalar birbirlerinin fikirlerini ağır şekilde reddediyor. Hepsi aynı dine inanıyor ama hangisi doğru bilemiyoruz.

Ekonomi, güvenlik, ahlak, din, eğitim.. Neresinden tutmaya çalışsak ülke elimizde kalıyor. Tamam bu düzgün, burdan yürüyüp eksiklerimizi giderelim diyebileceğimiz bir şey gelmiyor aklımıza. Heyecanımızı, umudumuzu kaybediyoruz.

Bu buhrandan çıkıp toparlanmalı, birşeyleri değiştirmeliyiz. Üretmek, okumak, düşünmek, yazmak, sorgulamak kavramları hızlı bir şekilde hayatımızda yer edinmeli. Çalışmayı bir iş olarak, kişisel gelişimi de iş hayatı için bir ihtiyaç olarak görmeyip hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz.

Hayatımızın her parçasında düzeltmemiz gereken yerler var ve zaman beklemeye tahammül edilemeyecek hızda akıp gidiyor.

Değişim için yarını beklemek, değişimin sebeplerinin değişmesine sebebiyet verebilir.

Eleştiri: Arıkovanı

Bu yıl yapılan İnovasyon Haftası etkinliğinde Turkcell hepimizi heyecanlandıran girişimini duyurdu: Arıkovanı Ülkemizde kitlesel fonlama henüz çok bilinen bir method değil. Yurtdışında sayısız projeler hayata geçerken bizim anlatabileceğimiz pek başarı hikayemiz yok. Sadece proje çıkarmada değil proje desteklemede de pek başarılı olduğumuz söylenemez ki Kickstarter’ın ülkemize ofis açmayı düşünmemesinin en büyük sebebi bu olarak gözüküyor. Bu doğrultuda tüm dünyada girişimcilerin ilacı olan kitlesel fonlamanın ülkemizde yayılması için yapılan her çalışma bizleri heyecanlandırıyor. Bugüne kadar birkaç tane da Arıkovanı benzeri yerli girişim olmuştu hala da varlar ama çok etkili oldukları söylenemez. Turkcell gibi bir şirketin böyle bir projeye girişmesi ülkemizde bir farkındalık oluşturacağını düşünüyorum, tabi proje ölü doğmazsa..

Arıkovanı, adını duyar duymaz büyük bir heyecanla google’a yazıp gelen sonuçlar içerisinden arı kovanı satıcılarını ayıklayıp tıkladığım bir internet sitesi oldu. Fakat siteye girdiğimde bir miktar hayal kırıklığı yaşadım lansman projeleri olarak gözüken projelerde ürünleri anlatan yeterli içerikler yoktu. Bu yazıyı yazmak içinde projelerin videolarının yüklenmesini bekledim. Böyle bir site kurulurken bir çok aksaklığın olması normaldi, videolar gecikebilirdi, içerik eksikliğinin videolar ile giderileceğine inanarak bekledim.

Bugün baktığımda videoların yüklenmiş olduğunu görüyorum. Eksik olduğunu düşündüğüm noktalara değineceğim.

Twin Bilim Kiti: Bilimi Özgün Deneylerle Sevdirir

Proje videosunda ne yazık ki ürünü göremiyoruz. Nefis bir YGA tanıtım videosu olmuş. Ürünün çizim programlarında yapılmış renderlarının görüntüsü var. Bu ürünlerin prototipi yapıldı mı anlayamıyoruz. Masada bir ara bir şeyler gözüküyor ama çalışırken bir görüntü yok. Prototipi olsaydı videoya konulmaması ihtimalini düşünemiyorum. Prototipi yapılmamış bir ürünü mü fonlamaya çalışıyorlar diye düşünmeden edemiyorum? Düşünüyorum, geriliyorum. Sadece ürün sayfasında bir kaç infografik ile ürün setleri tanıtılmaya çalışılmış. Arada bir motor animasyonu görüyoruz, gerçekte o tasarım denendi mi çalıştı mı? Bilmiyoruz. Bu kadar yetersiz bir tanıtıma daha önce hiçbir fonlama sitesinde rastlamadım. Ürün sayfasında en altta ekibin elinde tuttuğu bir proje var, modüllerden yapılmış bir araba. O arabanın yakından çekilmiş fotoğrafını 2 üstte görebiliyoruz. Arabının üzerindeki modüller ile rendardaki modüllerin birbiri ile alakası yok. Modüllere biraz yakınlaşınca üzerince çince yazılar yazdığını da görebilirsiniz. Satılacak ürün hangisi? Neden bunlar detaylı açıklanmamış? Bütün bunların hepsi beni tedirgin etti. Böyle bir proje kickstarter da açılmış olsaydı çok yüksek ihtimalle iptal edilirdi.

Proje ile ilgili gördüğüm eksiklikler bunlarla sınırlı değil. Üzerine söylenecek çok daha fazla söz var ama benim için bu kadar eksik daha fazla yorum yapmamak için yeterli.

Bu konseptte (littlebits benzeri) ülkemizde ürün haline gelmiş başarılı bir girişimin olduğunu hatırlatmak isterim: makey.com.tr

Özetle, bu tarz bir ürünü yapmak zor değil, prototipini yapmak ise hiç zor değil. Böyle bir ürün için kitlesel fonlama yapmak da çok mantıklı. Ama çalışan bir prototip yapmadan destek beklemenin elle tutulur hiç bir yanı yok. Proje süresi bitmeden mutlaka çalışan prototipleri görmeliyiz. Ondan sonra ürün odaklı daha farklı eleştirilerim de olacaktır.

Alya 3D Printer

Proje videosunu açtım 3d printer tanıtımı beklerken, insanlara duygusal açıdan yaklaşıp heyecanlandıran, gaza getiren, çocuk yetiştirmeyle ilgili bilgiler veren bir kısa filmi izlerken buldum kendimi. Ahmet abi videoda çocukların kendi oyuncaklarını üretebilecekleri çok güvenilir ve çok basit kullanımlı bir printer yaptığından bahsediyor.

Video gerçekten büyüleyici, çocukların kendi oyuncaklarını yapması konsepti harika, Ahmet abinin bunu kendi çocuğunun olmasıyla birlikte farketmesi mükemmel, projenin ilkeleri, arkada çalan müzikler, kurgu falan hepsi on numara olmuş. Fakat atladığımız bir şey var videoda ürün anlatılmıyor.

Videoyu izledikten sonra anlatılan ürünün devrim niteliğinde bir ürün olduğunu düşünüyorum. 3D printer kullanımı yetişkinler için bile zulüm olabiliyorken bunu çocukların bile kullanabileceği bir ürüne çevirmek bence gerçekten devrim.

Tam bu şekilde düşünüp taslak yazmışken telefon açıp fikirlerimi Ahmet abi’ye bildirmenin doğru olacağını düşündüm. Daha sonra kendisi ile buluştuk yüz yüze tüm gördüğüm eksikliklerden bahsettim. Kendisinin benden çok daha farklı şekilde projeye baktığını, o videodan ikimizin çıkardığı anlamların bambaşka şeyler olduğunu müzakere ettik. Benim düşüncelerim onu ikna etmedi, onun düşünceleri de beni ikna etmedi. Faydalı olabilmek adına uzunca bir eleştiri yaptım ve eleştiri muhatabına ulaştığı için buraya devamını yazmıyorum.

Özetle bu projenin konspet, tanıtım, finansman, üretim çerçevesinde değerlendirdiğimizde çok yanlış bir yol izlendiğini düşünüyorum. Projenin fonlanması durumunda Ahmet abinin sıkıntılı bir süreç geçireceğini öngörüyorum.

İnvidyo – Akıllı Bebek ve Bakıcı İzleme Servisi:

Ekibi tebrik ediyorum tüm detaylar çok iyi hazırlanmış. Ürün çok güzel, çok iyi anlatılmış, güven veriyor, istediğim tüm bilgilere ulaştım, şüpheli bir durum yok. Bence ideal bir proje tanıtımı olmuş umarım istedikleri desteğe ulaşırlar. Burada yaptıkları çalışmayı İngilizceye çevirip Kickstarter yada Indiegogo’ya koyabilirlerse hedefelerini çok rahat katlayacaklarını öngörüyorum.

Sözün özü: Turkcell’e kitlesel fonlamanın ülkemizde bilinmesine yaptığı/yapacağı katkılardan dolayı teşekkür ediyorum. Umarım Arıkovanı başarılı bir örnek olarak hayatımıza girer bizde Kickstarter’a proje koymak için kırk takla atmayız. Burada bize düşen projelere destek olmak. Ben kendi adıma en büyük desteğin bu ve buna benzer eleştiri yazıları olacağına inanıyorum. Bu 3 proje lansman projeleri olması ve 2 projeye Turkcell ve Arçelik gibi (ne yazık ki İnvidyo’da göremedim) büyük firmaların destek olmasıyla projeler fonlanabilir, bu destek Arıkovanı için cansuyu niteliğinde olacaktır bunu da destekliyorum. Ama bu 3 projeden çıkacak sonuç ne olursa olsun bizlere platformun akıbeti ile ilgili sağlıklı bir veri vermeyecektir. Ne zaman doğal bir şekilde bir girişimci buraya ürününü koyar ve bizler o ürüne parasal destek olmayı çok ister ve destek oluruz, işte o zaman bu platform yaşayan bir hal alır ve uzun yıllar ülkemize hizmet eder. Umarım böyle olur.

Gelen eleştiriler üzerine edit: Prototipin olmaması/gözükmemesini yoğun olarak eleştirdiğim için, sadece fikirlerinde fonlanabileceği konusunda eleştiriler aldım. Evet fikirler fonlanabilir ama teknik bir ürün fonlanacaksa ve prototipi yapılabilecek bir ürünse prototip olmadan fonlamanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Bunun neden bu kadar önemli olduğuyla ilgili bir yazı da yazacağım. Kitap yazmak, tiyatro oyunu sergilemek gibi projelerde elbette prototipi aramıyorum. Bu arada https://arikovani.com/about adresinde şu anda kurallar kısmında 10. Kuralda aynen şu ifadenin olduğunu hatırlatırım: 10) Arıkovanı prototipini üretmiş olan projelere kampanya başlatmaktadır. Yani, kampanyanı başlatmadan önce prototipini üretmiş olmalısın.

 

Sanal Gerçek Dünya’ya Hazır mıyız?

Son Ankara ziyaretimde eve cardboard götürdüm. Annemin roller coaster deneyimi yaşarkenki hali gerçekten görülmeye değerdi. Cardboard’dan başlayıp gelecek ve teknoloji konulu uzun bir bir sohbet ettik. Kendisi ebeveynler ve çocukların arasının teknoloji sebebiyle açılmasından muzdarip. Bende aynı soruna üzülenlerdenim. Ne yazık ki konuşmamız annemin üzüntüsünü dindirmedi aksine kendisini daha da telaşlandırdı. Çok yakında çocukların bu gözlükleri takıp hangi dünyada bulunmak istiyorlarsa o sanal dünyada bulunabileceklerinden, fiziksel yer değişiklikleri yapmadan arkadaşları ile buluşabileceklerinden, yurtdışına çıkabileceklerinden bahsettim. Bu ürkütücü hayali anlattıkça annemde bende ziyadesiyle gerildik. Bugün gördüğümüz bu fotoğrafla bu hayalin çok da uzakta olmadığını anlamış olduk. Umarım teknolojinin zararlarını kontrol altına alabiliriz. Yoksa sıkıntılarını öngöremediğimiz bir hayat bizleri bekliyor olacak.

mark

Mustafa Koç’un vefatı

Geçtiğimiz günlerde sabah arabayla işe giderken radyo kanalları arasında geziniyordum birden Mustafa Koç’un kalp krizi geçirdiğini duydum ve o radyoda kaldım. Kendisi ile hiç tanışma fırsatımız olmamıştı. Meslek gereği (ticaret) yaptığı işleri takip ediyor ve saygı duyuyordum. Benim hayallerimde yer edinen bir çok şeyi gerçekleştirmiş bir kişi olduğundan imrendiğim zamanlar bile olmuştu. Tabi ki her canlı gibi o da bir gün ölümü tadacaktı, ve öldü. Büyük bir iş adamı olmak, dünyanın sayılı zenginlerinden olmak, bunların hiç birisi ölümü engellemiyordu. Zaten benide şaşırtan burası olmadı.

Allah herkese sağlık sıhhat nasib etsin. Ailemizin rahatsızlıklarından, kendi şikayetlerimizden, ziyaretlerden orta sıklıkta yolumuz hastenelere düşüyor. Ve her düştüğünde benim için gerilim dolu dakikalar başlıyor. İyileşmenin para ile olduğu bir sağlık sisteminin içerisinde yaşıyoruz parası olanın en güzel hastanelerde hizmet alması, durumu iyi olmayanların ise tabiri caizse devlet hastanelerinde sürünmesi midemi bulandırıyor. Bu yüzden yıllardır bir gün çok param olursa güzel bir hastane açacağım diye hayal kuruyorum. Hem ailemiz faydalanır hem de belki bir kaç garibanı sevindiririz diye niyetleniyorum. Belki farklı bir model geliştirir çarkın düzenini bozarız diye hayaller kuruyorum.

Radyoyu dinlemeye devam ederken bir de ne duyayım Mustafa Koç kalp krizi geçirdi ve Beykoz Devlet Hastanesine kaldırıldı. İnanamadım, şok oldum. Türkiye’nin en iyi hastanesinin sahibi Mustafa Koç, hani şu yatları katları olan belkide Türkiye’nin en zengin insanı olan Mustafa Koç nasıl olurda Beykoz Devlet Hastanesi’ne kaldırılır?

O dakikalarda vefat edip etmediğini bilmiyorum ama beni de zaten vefatından çok devlet hastanesine kaldırılmış olması etkiledi. Bir kez daha ne kadar aciz olduğumu anladım. Hayatım boyunca unutamayacağım bir tecrübe olmuş oldu bu. İnsanız, aciziz, ne hayal kurabilmek bizim elimizde, ne de o hayalleri gerçekleştirebilmek. Velevki gerçekleştirdik peki sonrası? 1 saniye sonrasından haberimiz varmı?

Acziyetin farkına varıp hayatı bu bilinçle yaşamak için ne kadar çok hatırlatıcı var?

 

Korku ayırıcı

Yaşamımızı korkularımıza göre şekillendiriyoruz. Söylemeye korkmadığımız şeyleri söylüyor, korkmadığımız şeyleri yiyor, korkmadığımız yerlere gidiyoruz. Korkmaya başladığımız an ne yapıyorsak bırakmak istiyoruz. Bu korkmalarımız bizi türlü belalardan uzak tutuyor yani korkarak yaşayabiliyoruz.

Bazı zamanlarda ise saçma korkular kaplıyor hayatımızı. Yazdıklarımızdan, söylediklerimizden, düşüncelerimizden ötürü kınanmaktan korkuyoruz. Yaşamımızın ayıplanmasından korkuyoruz. Korkularımız sanal duvarlara dönüşüyor, kendimizi sınırlandırıyor, çekilmez bir yaşama sürükleniyoruz yani korkarak yaşayamıyoruz.

Bizlere bir korku ayırıcı gerek.