Bu bataklıktan üreterek çıkacağız!

Bir aydan fazladır blogda yazı yazmıyorum. Bu sürenin bir kısmında Kudüs-Tel Aviv-Mekke-Medine seyahati yaptım. Geldiğimde yoğun bir iş temposunda buldum kendimi. Seyahat notlarımı toparlamaya imkan olmadan darbe girişimini tecrübe etmek durumunda kaldık. Hala olayın etkisindeyiz. Seyahat notu paylaşacak hal de kalmadı. Daha önemli mevzularımız var artık. Bu yazının başına da bir kaç defa oturdum ama tamamlamam günlük hayatı etkileyen gelişmelerden ötürü uzun sürdü.

Bir kaç sene öncesine kadar pek yurt dışı seyahat deneyimim yoktu. Birşeyin değeri yokluğunda anlaşılır ya, bende vatanın ehemmiyetini o dönemlerde çok idrak edemiyordum. Sonraları farklı yerlere gittikçe, kendi topraklarımız haricindeki yerlerde yabancılık hissettikçe, ikinci sınıf insan muamelesi gördükçe, ne kadar iyi insanlar olursa olsun çevrendeki yabancıların sana asla bir vatandaş gözüyle bakmayacağını fark edince anladım ki vatan, yaşamak için olmazsa olmazlarımızdan. Bizim bir tane vatanımız var. Ve onun vatan olarak kalması da bizim önemli görevimizden biri.

Bugün kendi vatanımıza şöyle bir baktığımızda dünyada eşi benzeri olmayan bir manzara ile karşılaşıyoruz. Şimdi bir kaç saniyeliğine durun, düşünün ve aklınıza gelebilecek bütün ülke ve örgüt isimlerini sayın. Bu saydıklarınızın bir çoğu ile biz neden kötü ilişki içerisindeyiz? Neden bizim başımıza musallat olmuş durumdalar? Neden bizi belirsiz bir bataklığın içerisine çekiyorlar? Biz normal vatandaşlar olarak bu etkenler karşısında ne yapacağız? Neden bir gündeme daha alışamamışken/anlayamamışken hemen bir yenisi ile boğuşuyoruz. Neden her hafta, yaptığımız gelecek planlarımızı yenilemek zorunda kalıyoruz? Bu sorularınıza siyasi bir yazı yazıp cevap vermeyeceğim, ben bu haftalarda bu yazıları okumaktan bıktım, böyle bir yazı yazmak da becerebileceğim bir iş değil zaten. Bize düşen, bu buhranı seyretmeye bir an önce son vermek, kendimize gelmek ve zaten sınırlı olan zamanımızı herhangi birşeye tesiri olmayacak işlere ayırmaktan vazgeçmek.

Ülkemizdeki sıkıntıları, sorunları sıralayalım desek ne kadar çok konuşuyoruz öyle değil mi? Peki ya bunların çözümü için öneride bulunalım desek? Bu sorun yığını karşısında topyekün bir çözüm üretmek pek mümkün değil ama içerisinden sebebini anlayıp çözebileceklerimizi belirlesek bunlara yoğunlaşsak en azından bir ilerleme kaydedebiliriz. Ve böyle böyle o sıkıntı dağlarını eritebiliriz. Bu doğrultuda sizlere uykularımı kaçıran, moralimi bozan üretim problemimizden bahsedeceğim.

Toplumumuzun genlerine nereden gelip yerleştiği belli olmayan “az çalışıp çok kazanayım” ilkesinin bir sonucu olarak, büyük bir üretim/tüketim dengesizliği sorunumuz ortaya çıktı. Üretim maliyetlerine katlanıp, çalışıp, uzun vadede kazanç elde etmek yerine, tembellik edip, başkasının ürettiğini alıp, satıp, kısa vadede kazanç elde etmeyi tercih ediyoruz. Buna o kadar çok alışıp üretimden o kadar çok uzaklaşmışız ki üretmeyi bu topraklarda yapılamayacak, bizim başaramayacağımız bir şey zannediyoruz. Üretmekten korkuyoruz. Sayıları ziyadesiyle az olan üretim sevdalılarımızın birçoğu da toplumun bu ters bakışı karşısında eriyip gidiyorlar. Toplum, doğru bildiği yanlıştan ötürü üretim potansiyeli olanlara enayi gözüyle bakıyor, üreticiye saygı göstermiyor. Üretmenin verdiği mutluluğun, motivasyonun, keyfin tadını bilmiyoruz. Üretilen bir ürüne hep tüketici bakış açısıyla baktığımız için üretimdeki emeği göremiyor ve ürüne gereken değeri veremiyoruz. Bu bakış açısıyla çok üzücüdür ki bu topraklarda üretilen yerli ürünlere ayrıcalık sağlamamız gerekirken hakettikleri değeri bile veremiyoruz. Bu döngüyle üretim kültürümüzden gittikçe uzaklaşıyor ve üretim – tüketim arasındaki makası gittikçe açıyoruz. Buna bir “hey napıyoruz biz” demenin vakti geldi.

Üretim-tüketim dengesizliğinden ötürü ne idüğünü bilmediğimiz yabancılarla ilişki kurmak zorunda kalıyoruz. Üretimin gücünü elimize almadığımız her zaman da bu niyeti belli olmayanlara para kazandırıyor, onların güçlenmesini desteklemiş oluyoruz.

Arkadaşlar, vatanımıza yapılan bu darbeyi kafamıza yediğimiz bir sopa gibi görüp kendimize gelmeliyiz. Üreten bir toplum olma yolunda koşar adım ilerlemeliyiz. Bu doğrultuda eksikliklerimizi hatalarımı tespit edip onları düzeltmeliyiz. Üretim olarak da sadece teknolojiden, elektronikten bahsetmiyorum. Şu an için zahirde en ehemmiyetli olan alanlar onlar ama biz toplum olarak ürettiğimiz zaman ancak o alanlarda iyi üretimler yapabiliriz. Üretimin tekrar kültürümüze yerleşmesi için çifçisinden tekstilcisine, öğretmeninden mühendisine, ev hanımından doktoruna, yazarından şairine, sanatçısından işçisine topyekün şekilde hayatımıza üretimi sokmalıyız.

Gelin hep birlikte üretime sarılalım, hayatımızda ona yer verelim ve üretmekten korkmayan nesiller yetiştirelim. O zaman daha özgür bir vatana sahip olmanın tadını alacağız inşallah.